31 Ekim 2010 Pazar

geçebilecek potansiyel.

Geçenlerde arkadaşlarla dolaşmaya çıktık. Gezdik tozduk falan, en son konuşuyoruz olan biteni. Bir arkadaşım " bi dakika lan! ben yirmi lirayla gelip otuz lira harcadım. " dedi. Tabi biz başta bir gülüştük falan, sonra aklıma geldi. " Yirmi lirası olan bir çocuğa otuz lira harcatmış adamım " dedim kendi kendime, aslında o gün itibari ile geçmem lazımdı Einstein'ı, ama sanırım bozuk bu IQ Test programı. Neredeyse bütün soruları ezberledim, ama hala geçemiyorum Einstein'ı. çok garip lan. harbiden. bak yeni farkediyorum bunu.

bu arada, yazdıklarımı genelde hep tekrardan okurum da. gözüme bir şey ilişti. " yirmi lirası olan bir çocuğa otuz lira harcatmış bir adamım ben. " yazmışım. şaşırdım. ne ara bu kadar büyüdüm anlayamadım birden. yazayım dedim bunu da.

~ Bu aralar pek bi garibim. Sanırım Einstein'ı geçebilecek potansiyel doğuyor içimde bir yerlerde. Hissedebiliyorum. gerçekten.

29 Ekim 2010 Cuma

doğum günü sütü.

Çok sevdiğim bir arkadaşıma doğum günüm için süt - nesquiki kastediyorum süt derken. - almasını söyledim de, şimdi bu gerizekalı gidip yarım yağlı bim sütlerinden alırsa, hediyeyi alırken yüzümde oluşan ifadeyi çok merak ediyorum.

çekimlenmiş hali.










İzinde olmak fiilinin, milyonlarca kişi bakımından çekimlenip, vücut bulmuş hâli...


" Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. "

25 Ekim 2010 Pazartesi

IQ testi

En son IQ testi yaptığımda yüzyirmialtı çıktı. Einstein'ı geçmeme az kalmış, gayretliyim. Bir gün Einstein'ı geçebileyim diye, haftanın beş gününü tuvalette geçiriyorum. Bekle beni Einstein. Tuvaletimde ölsem bile, seni geçerek öleceğim.

24 Ekim 2010 Pazar

genel tekrar.

Dershane sınavlarından önce tuvalete giderim ben hep. Güzel bir genel tekrar yöntemi bence.

- Çocuğunu ÖSS'ye yetiştiren her bireyin alması gereken ilk şeydir klozet.

Yani sırf bu altını çizdiğim cümleyi yazmak için ilk cümleyi saçmaladığım ne kadar belli olmuş öyle. Neyse, aşağıya odaklanın siz.

23 Ekim 2010 Cumartesi

durak boyunca.

Bugün geçen senelerden bir arkadaşım ile dolmuşta karşılaştım. Çocuk hafif kilolu. - hafif dediğim yani doksan falan işte - Cam kenarına geçti, ben de yanında oturuyorum. Önceden kalma bir araba aşkı var çocuğun, gram azalma yok ya. Gördüğü her arabanın özelliklerini sayıyor bana. Neyse, yan tarafımızda çok sevdiği bir araba geçti sanırım  - pek göremedim de - orayı işaret edip gösteriyor ama, görebilmek için mecburen yerimden kalktım. Öyle böyle değil, bütün camı kaplamış, eliyle de göstermeye çalışıyor. Durağı geldiği zaman inebilmesi için ayaklandığında ayakta duran bütün insanlar indi aşağıya. sırf o o kapıdan geçebilsin diye. Anlattıklarına değil de, göremediklerime güldüm bugün. durakboyunca.

- İnsanların; göremedikleri veya anlayamadıkları birtakım şeylere de gülüp geçmesi, ne gülünç bir olay değil mi?

17 Ekim 2010 Pazar

nemini almak.

Hiç unutmam, bize ilk klima alındığı gün ben dört yaşındaydım. Merakımdan kumandanın bütün tuşlarını sorup sorup öğrenmiştim. Adam bana cevap vermekten klima takma işini beş saatte bitirmişti. Klimayı kullanmayı o yaşta babamdan iyi biliyordum. Zaten misafir falan gelince hemen beni çağırırlardı. Oğlum şu klimayı aç diye. Neyse, ben de her defasında " Babboaa odanın nemini alim mi? " diye sorardım. Babam da hiç yok oğlum kalsın odanın nemi falan demezdi. Hep " al oğlum al " diye başından atardı. Ben de alırdım. Şimdi düşünüyorum da dört yaşında tuvaletini bile yapamayan çocuklar varken, ben odanın nemini alıyordum lan. heheyt.

16 Ekim 2010 Cumartesi

dolmuş kapısı.

Bugün dolmuşa binerken kapısına kafamı vurduğumda, ne kadar çabuk büyüdüğümün bir kere daha farkına vardım. Bana gülenleri hoş karşılıyorum, çünkü yol boyunca ben bile kendime gülmeden duramadım. Gariptir ki, o gün içerisinde bindiğim diğer dolmuşlarda hep dikkat ettim kafamı vurmamaya, ama bir hafta sonra tekrar binecek olsam, eminim ki tekrardan vuracağım o kapıya kafamı. Ne kadar çabuk büyüdüğümü anlamamın diğer sebebi ise, küçükken, bana " sadece büyük abiler kafalarını dolmuş kapılarına vurur " düşüncesi hakimdi. Yani ne bileyim, sırf kafamı vurayım diye büyümek istemiyordum tabii ki, ama kafamın oraya vurmasını benim artık büyük bir abi olduğum anlamına yoruyorum işte. Küçüklükten kalma bir öngörü gibi. Ayrıca, küçükken, büyük bir abi gibi gözükmek için dolmuş kapılarının ucunda zıpladığımı da hatırlarım. Kafamı vurup artistlik yapmak için.

- Ya dolmuş kapıları çok kısa, ya da ben artık uzunum. İkinci ihtimali düşünmesi bile sevindiriyor sanki insanı. tamam ya. birincisi doğru. kabul ediyorum.

14 Ekim 2010 Perşembe

gülmek, hüzünlenmek, sevinmek ve büyüdüğünü hissetmek.

Sık sık eski yazdığım yazılarımı okuyorum. Bir kez daha seviyorum sanırım kendimi, her okuyuşumda. O anki ruh halimi, yazınsal stilimi, düşüncesel stilimi falan hatırlıyorum. Gülüyorum, hüzünleniyorum, seviniyorum, büyüdüğümü hissediyorum falan. Sanırım bir günlük tutmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu tekrardan hatırlattın bana biricik mavimsi bloğum.

- Eski yazdığın yazıları okuduğumuzda, eskileri hatırlayıp gülümserdik ya hani. Tabi şimdi büyüdük ama, bir kere daha deniyebilir miyiz? şey. pardon. gülümsemeyi kastetmiştim aslında.

10 Ekim 2010 Pazar

on.on.on.

10.10.10. Bugün bunu yazmadığım için ileride " keşke yazsaydım lan " diyebileceğim gerçeğini şu an burada noktalıyorum.

8 Ekim 2010 Cuma

bu da alıntı değildi.

İnsanlar şaşırıyor bazen. Benim gibi birisinden bu denli sözler duyunca. - Aslında haklılar. Ben bile şaşırıyorum bazen kendime, 'nasıl yazdım lan bunu ben?' diye - ne biliyim : havamda oluyorum, esiyor geçiyor falan. Ben de güzel birkaç cümle yazabiliyorum. Güzel olmasındandır ki sanırım, birçok cümlemi alıntı olarak görüyorlar. Sürekli soruyorlar falan " bu cümle senin mi? " diye. Bir önceki cümlede de yaptığım gibi, alıntı olarak aldıklarımda tırnak işareti kullanırım, veya sonuna söyleyenin adını yazarım.

- İnsanların ne kadar güzel yazabildiklerini, fizikleri ile veya yaşları ile kıyaslamamalısınız. Unutmayın ki, Einstein altı yaşında da dahiydi.

7 Ekim 2010 Perşembe

tahta kokan kurşun kalemlerim.

Sevmek ile aşık olmak arasındaki ince çizgiyi, tahta kokan kurşun kalemlerim ile karalayıp, kalınlaştırmak istiyorum.

6 Ekim 2010 Çarşamba

tavşanlı tişört

Bugün annemin bana küçükken aldığı tavşanlı tişörtü dolmuşta unuttuğu aklıma geldi. Hiç görmediğim bir tişört için o zaman çok üzülmüştüm, şimdi anımsayıp gülüyorum küçüklüğüme.

- Sakal traşına başlama günüm bu. Yıl dönümümü unutmamak adına çocukluk anımla beraber not alıyorum. Bence çok duygusalım lan.
06.10.2010.

4 Ekim 2010 Pazartesi

gibi.

Bazen buraya yazıyorum bir şeyleri, ertesi gün okuduğumda hoşuma gitmezse siliyorum. Senin bana aşık olduğunu söyleyip, ertesi gün hoşuna gitmediğim gibi.