17 Aralık 2010 Cuma

gerçekten önemli değil.

İnsanlar bu konuda çok ukala olduğumu söyler, gerçekten. belki de abartıyor olabilirim ama, aşırı derecede prensip benimsemişim sanırım kendime bunu. küçüklükten beri. ha onun ne olduğunu açıklamayı unuttum :

' bütün yanlışları düzeltmek '

farkına vardığım bütün yanlışların doğrusunu savunurum, bu yönüm her şeye muhalefetmişim gibi gözükebilir fakat, gerek derslerde gerek başka bir yerde yanlışı kim yaparsa yapsın kendime göre doğru olanı savunurum her zaman.

- Yanlışlar düzeltilmek içindir bana göre.

~ ' Bütün yanlışları düzeltirim ben, kimin yaptığı hiç önemli değildir. '

~ bunu "çok muhalefetsin lan" diyenler için yazdım. hani buraya bir kere yazıp, onlarca kişiye gösterebilmek daha kolay olur diye düşündüm. bence çok zekiyim lan.

" of niye hep yanlışlarımla uğraşıyosun? bırak onları, kendi hallerinde takılıyorlar." diyen sevgilime;
" doğrularının uğraşılacak bir tarafı yok ki? " dedim. triplendi.

"şey yoktur."

" Siz istedikten sonra olmayacak şey yoktur. " bok yoktur. doğduğumdan beri Porsche istiyorum ama hâlâ olmadı?

dipnot: bok vardır. kaka yoktur.

6 Aralık 2010 Pazartesi

tipim öyle.

Tarih 6 Aralık 2010. Bugün ilginç bir protesto yöntemi gündemde. Çocuk istismarı için Facebook'ta bütün profil resimleri çizgi film karakterlerine dönüştürülüyor. En hassas olduğum konulardan biri olduğu için, bu seferlik ben de değiştirmiş bulundum fotoğrafımı...

~ Aslında benim fotoğrafıma bir çizgi film karakteri koymama gerek yoktu, zaten tipim öyle.

2 Aralık 2010 Perşembe

çoc..ken bile.

İnsanların ne kadar çok sevdiğini sadece zaman bilebilirmiş; senelerdir neden çocuk gibi davrandığını, senden daha küçük bir çocukken bile anlayabiliyorum artık.

24 Kasım 2010 Çarşamba

ve.

Bir erkek olarak aşırı derecede sıkılıyorsanız ihtiyacınız olan tek şey bir futbol topudur, ve bir futbol topu olarak aşırı derecede sıkılıyorsanız bir erkeğe ihtiyacınız yoktur. Kendinizi duvardan duvarlara vurursanız daha çok keyif aldığınızı fark edeceksiniz.

- Penaltıdan taca top atan birini gördüm de bugün, ağlamak için Türk Hava Yolları'ndan online bilet aldım. ne alakası varsa.

~ ironiyi severim. nesquik kadar olmasa da.

23 Kasım 2010 Salı

şanane?

Herkesin sevdiği bir şeyler olur ya hani, benimki de 'şanane' işte. Aslında o bir kelimeden çok daha ileride bir şey. Bana onaltı yıldır kazanamadığım sempatikliği kazandıran şey o. Ne olduğunu merak mı ediyorsun? Peki... cevaplıyorum ;

- şanane? neyseney. tamam tamam. şinirlenmeyin. sonra şöylerim, belki.

17 Kasım 2010 Çarşamba

yala'nla'mak

Bir koyunun diğer koyuna 'birlikte nice bayramlara' demesi kadar sevmiştin oysa beni. Farkındaydım aslında, bir koyunun hayatını, aptal sevgine yakıştıramadığım için yalanladım ben seni!

16 Kasım 2010 Salı

yenisi.

En sevdiğim oyuncağım kadar sevmiştim seni sevgilim; yere düşünce ağladım, seninle vakit geçirirken eğlendim, kırıldığın zamanlarda ise, babamdan yenisini istedim hep.

10 Kasım 2010 Çarşamba

pratiklik peşinde 3.

İnsanların sürekli bir pratiklik peşinde olmasına şaşırıyorum bazen. Benim pratiklik sorusuna verebileceğim tek cevabım iki yaşındaki yeğenimdir. İki yaşında olmasına rağmen, hâlâ tuvalete gitmiyor mesela. Ve sanırım bunun, onun pratikliğinden kaynaklandığını düşünen bir tek ben varım. O yüzdendir ki sadece beni öpüyor ufaklık :)

bir ismi yok.









Bugünlerde adını koyamadığım tek fotoğraf bu. Kötü günlerde kötü düşünürüm ben hep. Bu güzelliğe kötü düşüncelerimi yakıştıramadığım için, bugünlük bu fotoğrafın bir ismi yok.

10 Kasım 2010!

6 Kasım 2010 Cumartesi

hâlâ tırsıyorum.

Kedilerden çok korkarım ben. Küçükken yaşadığım kötü bir anım üzerine, köpeklerden bile daha fazla korkuyorum diyebilirim. Bir akrabamın düğünündeyken cırmalamıştı beni. Tabii o zamanlar düğün salonları falan fazla meşhur değildi, yani ne bileyim, salonda düğün pek fazla yapılmazdı. Sokak düğünüydü işte, ve o cırmıktan sonra kaç tane aşı yedim o küçük yaşımda. Kötü bir iz bıraktı, kolumda ve hayatımda. Hatta, " psikopat mısın lan sen? ahahahaha " diye espri yapanlar da oluyor, ve hatta bu espriye gülenler bile oluyor -nasıl bir seviyeyse artık bunlardaki-. Ben de cevap veriyorum tabii, hem de sakince ; " Psikopatım ama hâlâ kedilerden tırsıyorum. " diye.

~ Çocukluğumun tatlı yıllarını yediğim aşılarla zehir eden kediye burdan selamlar. " Büyüyünce yakalicam seni. " demiştim ya hani? yalandı lan o. yakalasam bile tırsarım senden hâlâ. boşversene.

2 Kasım 2010 Salı

doğum günüm.

Benim de doğum günüm var, hani her insan gibi. İşte ben günde çocukluğumu geride bıraktığım için üzülürüm hep. Arkadaşlar arkadaşlarını gerilerinde bırakmamalı, biliyorum. Ama elimde olmadan bırakıyorum işte, beni üzen de bu sanırım. Sonra arkadaşımı özleyip, çok üzülüyorum. Sanırım...

yaşlanıyorum.

- Onaltıncı doğum günüm yıldönümünü bu entry ile kendi kendime kutluyorum. Kutlu olsun. Kurdeleyi verin, kurdeleyi.

~ Doğum günümde Galatasaray Store'u zengin eden ve en azından düşünüp tebrik mesajı atan arkadaşlarıma bir kere daha teşekkür ediyorum.  Ama beni sizler yaratmadınız. Çünkü daha o kadar büyük değilsiniz, Veletler. :)

31 Ekim 2010 Pazar

geçebilecek potansiyel.

Geçenlerde arkadaşlarla dolaşmaya çıktık. Gezdik tozduk falan, en son konuşuyoruz olan biteni. Bir arkadaşım " bi dakika lan! ben yirmi lirayla gelip otuz lira harcadım. " dedi. Tabi biz başta bir gülüştük falan, sonra aklıma geldi. " Yirmi lirası olan bir çocuğa otuz lira harcatmış adamım " dedim kendi kendime, aslında o gün itibari ile geçmem lazımdı Einstein'ı, ama sanırım bozuk bu IQ Test programı. Neredeyse bütün soruları ezberledim, ama hala geçemiyorum Einstein'ı. çok garip lan. harbiden. bak yeni farkediyorum bunu.

bu arada, yazdıklarımı genelde hep tekrardan okurum da. gözüme bir şey ilişti. " yirmi lirası olan bir çocuğa otuz lira harcatmış bir adamım ben. " yazmışım. şaşırdım. ne ara bu kadar büyüdüm anlayamadım birden. yazayım dedim bunu da.

~ Bu aralar pek bi garibim. Sanırım Einstein'ı geçebilecek potansiyel doğuyor içimde bir yerlerde. Hissedebiliyorum. gerçekten.

29 Ekim 2010 Cuma

doğum günü sütü.

Çok sevdiğim bir arkadaşıma doğum günüm için süt - nesquiki kastediyorum süt derken. - almasını söyledim de, şimdi bu gerizekalı gidip yarım yağlı bim sütlerinden alırsa, hediyeyi alırken yüzümde oluşan ifadeyi çok merak ediyorum.

çekimlenmiş hali.










İzinde olmak fiilinin, milyonlarca kişi bakımından çekimlenip, vücut bulmuş hâli...


" Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. "

25 Ekim 2010 Pazartesi

IQ testi

En son IQ testi yaptığımda yüzyirmialtı çıktı. Einstein'ı geçmeme az kalmış, gayretliyim. Bir gün Einstein'ı geçebileyim diye, haftanın beş gününü tuvalette geçiriyorum. Bekle beni Einstein. Tuvaletimde ölsem bile, seni geçerek öleceğim.

24 Ekim 2010 Pazar

genel tekrar.

Dershane sınavlarından önce tuvalete giderim ben hep. Güzel bir genel tekrar yöntemi bence.

- Çocuğunu ÖSS'ye yetiştiren her bireyin alması gereken ilk şeydir klozet.

Yani sırf bu altını çizdiğim cümleyi yazmak için ilk cümleyi saçmaladığım ne kadar belli olmuş öyle. Neyse, aşağıya odaklanın siz.

23 Ekim 2010 Cumartesi

durak boyunca.

Bugün geçen senelerden bir arkadaşım ile dolmuşta karşılaştım. Çocuk hafif kilolu. - hafif dediğim yani doksan falan işte - Cam kenarına geçti, ben de yanında oturuyorum. Önceden kalma bir araba aşkı var çocuğun, gram azalma yok ya. Gördüğü her arabanın özelliklerini sayıyor bana. Neyse, yan tarafımızda çok sevdiği bir araba geçti sanırım  - pek göremedim de - orayı işaret edip gösteriyor ama, görebilmek için mecburen yerimden kalktım. Öyle böyle değil, bütün camı kaplamış, eliyle de göstermeye çalışıyor. Durağı geldiği zaman inebilmesi için ayaklandığında ayakta duran bütün insanlar indi aşağıya. sırf o o kapıdan geçebilsin diye. Anlattıklarına değil de, göremediklerime güldüm bugün. durakboyunca.

- İnsanların; göremedikleri veya anlayamadıkları birtakım şeylere de gülüp geçmesi, ne gülünç bir olay değil mi?

17 Ekim 2010 Pazar

nemini almak.

Hiç unutmam, bize ilk klima alındığı gün ben dört yaşındaydım. Merakımdan kumandanın bütün tuşlarını sorup sorup öğrenmiştim. Adam bana cevap vermekten klima takma işini beş saatte bitirmişti. Klimayı kullanmayı o yaşta babamdan iyi biliyordum. Zaten misafir falan gelince hemen beni çağırırlardı. Oğlum şu klimayı aç diye. Neyse, ben de her defasında " Babboaa odanın nemini alim mi? " diye sorardım. Babam da hiç yok oğlum kalsın odanın nemi falan demezdi. Hep " al oğlum al " diye başından atardı. Ben de alırdım. Şimdi düşünüyorum da dört yaşında tuvaletini bile yapamayan çocuklar varken, ben odanın nemini alıyordum lan. heheyt.

16 Ekim 2010 Cumartesi

dolmuş kapısı.

Bugün dolmuşa binerken kapısına kafamı vurduğumda, ne kadar çabuk büyüdüğümün bir kere daha farkına vardım. Bana gülenleri hoş karşılıyorum, çünkü yol boyunca ben bile kendime gülmeden duramadım. Gariptir ki, o gün içerisinde bindiğim diğer dolmuşlarda hep dikkat ettim kafamı vurmamaya, ama bir hafta sonra tekrar binecek olsam, eminim ki tekrardan vuracağım o kapıya kafamı. Ne kadar çabuk büyüdüğümü anlamamın diğer sebebi ise, küçükken, bana " sadece büyük abiler kafalarını dolmuş kapılarına vurur " düşüncesi hakimdi. Yani ne bileyim, sırf kafamı vurayım diye büyümek istemiyordum tabii ki, ama kafamın oraya vurmasını benim artık büyük bir abi olduğum anlamına yoruyorum işte. Küçüklükten kalma bir öngörü gibi. Ayrıca, küçükken, büyük bir abi gibi gözükmek için dolmuş kapılarının ucunda zıpladığımı da hatırlarım. Kafamı vurup artistlik yapmak için.

- Ya dolmuş kapıları çok kısa, ya da ben artık uzunum. İkinci ihtimali düşünmesi bile sevindiriyor sanki insanı. tamam ya. birincisi doğru. kabul ediyorum.

14 Ekim 2010 Perşembe

gülmek, hüzünlenmek, sevinmek ve büyüdüğünü hissetmek.

Sık sık eski yazdığım yazılarımı okuyorum. Bir kez daha seviyorum sanırım kendimi, her okuyuşumda. O anki ruh halimi, yazınsal stilimi, düşüncesel stilimi falan hatırlıyorum. Gülüyorum, hüzünleniyorum, seviniyorum, büyüdüğümü hissediyorum falan. Sanırım bir günlük tutmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu tekrardan hatırlattın bana biricik mavimsi bloğum.

- Eski yazdığın yazıları okuduğumuzda, eskileri hatırlayıp gülümserdik ya hani. Tabi şimdi büyüdük ama, bir kere daha deniyebilir miyiz? şey. pardon. gülümsemeyi kastetmiştim aslında.

10 Ekim 2010 Pazar

on.on.on.

10.10.10. Bugün bunu yazmadığım için ileride " keşke yazsaydım lan " diyebileceğim gerçeğini şu an burada noktalıyorum.

8 Ekim 2010 Cuma

bu da alıntı değildi.

İnsanlar şaşırıyor bazen. Benim gibi birisinden bu denli sözler duyunca. - Aslında haklılar. Ben bile şaşırıyorum bazen kendime, 'nasıl yazdım lan bunu ben?' diye - ne biliyim : havamda oluyorum, esiyor geçiyor falan. Ben de güzel birkaç cümle yazabiliyorum. Güzel olmasındandır ki sanırım, birçok cümlemi alıntı olarak görüyorlar. Sürekli soruyorlar falan " bu cümle senin mi? " diye. Bir önceki cümlede de yaptığım gibi, alıntı olarak aldıklarımda tırnak işareti kullanırım, veya sonuna söyleyenin adını yazarım.

- İnsanların ne kadar güzel yazabildiklerini, fizikleri ile veya yaşları ile kıyaslamamalısınız. Unutmayın ki, Einstein altı yaşında da dahiydi.

7 Ekim 2010 Perşembe

tahta kokan kurşun kalemlerim.

Sevmek ile aşık olmak arasındaki ince çizgiyi, tahta kokan kurşun kalemlerim ile karalayıp, kalınlaştırmak istiyorum.

6 Ekim 2010 Çarşamba

tavşanlı tişört

Bugün annemin bana küçükken aldığı tavşanlı tişörtü dolmuşta unuttuğu aklıma geldi. Hiç görmediğim bir tişört için o zaman çok üzülmüştüm, şimdi anımsayıp gülüyorum küçüklüğüme.

- Sakal traşına başlama günüm bu. Yıl dönümümü unutmamak adına çocukluk anımla beraber not alıyorum. Bence çok duygusalım lan.
06.10.2010.

4 Ekim 2010 Pazartesi

gibi.

Bazen buraya yazıyorum bir şeyleri, ertesi gün okuduğumda hoşuma gitmezse siliyorum. Senin bana aşık olduğunu söyleyip, ertesi gün hoşuna gitmediğim gibi.

24 Eylül 2010 Cuma

babam açısından.

PuCCa'nın kitabını okurken, samihazinses'in de kitabını rafımda görmek çok zevkli. Daha bir zevkle, bir an önce bitirip samihazinses'e başlamak ve sonra da çift dikişleri geçme umudu ile okuyunca zevkli olmaması elde değil zaten. Fakat, bir haftada kitaplar için bütün haftalığımı harcayıp, dershanede aç kaldığımı duyunca babamın vereceği tepkiyi görmek de çok zevkli olacak sanırım. Babam açısından yani.

- Ulan bunu yazdım. Arkadaş okumuş. Paran yoksa niye bloğa yazıyosun olm? Gelip bizden istesene diye trip attı. Ne kadar değerliyim lan öyle. Sevindim. Bunu da not alıyım dedim.

19 Eylül 2010 Pazar

ninni bekleyen cici çocuk.

Geçenlerde bir bayan aradı. Smile adsl'denmiş ve bana Smile tarifelerinden yararlanmam için Smile'a geçmemi önerdi. Başta kibarca halimden memnun olduğumu söyledim. Ama ısrar etti sürekli. Ben yok dedikçe, o " ekonomik, hızlı, TTnet'ten pek bir farkı yok " gibi övgüler savurdu. Sonunda dayanamadım. Sözünü kesip, " pardon, eğer ben Smile'a geçersem kuruluma siz de gelicek misiniz? " dedim. " Neden ? " diye cevapladı kibarca. Ben de bekletmeden, " sesinizi çok beğendim de, bana ninni söylersiniz diye düşünmüştüm " dedim. Şaşırdı sanırım. Bir süre telefondan ses gelmedi. Galiba içinden bildiği tüm küfürleri bana aktarmakla meşguldü. Belki de, beni nasıl başından atacağını, ya da hangi personele bağlayacağını falan düşünüyordu. Yarım dakika sonra ses belirtileri ile heyecanlandım. Fakat umduğumu bulamadım sanırım. Telefon o kibar bayanın yerine monoton bir ses aktardı bana " dıt, dıt, dıt, dııııııt. " Eminim arayan kibar, ince sesli, sempatik bayan hattan düşmüştür. Çünkü öyle insanlar benim gibi ninni bekleyen cici çocukların yüzlerine telefonu kapatmazlar...

Kesinlikle.

10 Eylül 2010 Cuma

bayramcepciliği

Ben bu bayramdan, bir cep dolusu yumuşak şeker, birkaç kuruş para, bir tutam dostluk, bir kaşık samimiyet, ve bir kalp dolusu da sevgi topladım. Sanırım bu sene, umduğumdan karlıyım. Yani, 'bayram cepciliği operasyonu' başarı ile sonuçlandı.
Operasyonda emeği geçenlere çok teşekkür ederim. Ödüllerinizi aldıktan sonra tekrar uğrayın, bir daha cepleyip, yine teşekkür ederim size.

8 Eylül 2010 Çarşamba

küyük.

Bayramda elimi para için öpmeye gelen veletlerim, ne olursanız olun. yine gelmeyin lan. önce adam olun, para istemeyin. ayıp ayıp. hüptrikler sizi.
~
Bayramda elini öpmeye gittiğim saygıdeğer büyüklerim, ne olursanız olun. yine de parayı esirgemeyin. ayıp ayıp. Sizden küçükleri de düşünün biraz. Zengin ve saygıdeğer insanlar sizi. Büyükler bayramlarda hep zengindir. Yumulun.

- Öyle bi çağdayım ki. hem büyüklerimden para isteyebileceğim, hem de küçüklerime para verebileceğim bir dönem. Sanırım bu bayramda kendimi biraz garip hissedeceğim.

31 Ağustos 2010 Salı

Siyasetçi değilim ben.

Siyaseti pek sevmem ben. Hatta hiç sevmem. Siyasetçi bir kişiliğim yoktur aslında. Saçma sapan kavgalarda falan da bulunamam öyle. Ezilirim hep siyaset konusunda, çünkü hiçbir şey bilmiyorum. Bilmek için de çabalamıyorum açıkçası. - onsekiz yaşında olsaydım eğer - Şu an hangi partiye oy vereceğimi bilmiyorum mesela. Veya referandum konusunda herhangi bir görüşüm de bulunmamakta. Yok, çünkü uğraşamam. Külfet ve baş ağrısı sadece. Bu kararsızlığımın içinde hangi partiye oy veremeyeceğimi bilemediğim için, zamanı gelince siyaset partisi kurmayı düşünüyorum. Evet. Kendime oy vericem sürekli. Sürekli kendime vericem. - Oh yes - Siyasetçi olmayan insan parti açıcak. Ne garip değil mi. Ama şimdiden sloganımı bile hazırladım ; " Her şey patates püresi için ! " evet. Ordaki her şey ayrı yazılıyor ama. Akp'nin " Herşey Türkiye için " sloganındaki gibi bitişik değil. Türkçe kurallarına uymayan bir kurumun iktidarda bu kadar süredir kalabilmesine şaşıyorum doğrusu. Neyse, ben partimi bilirim kardeş. Kısaltması bile hazır ; " PPP : Patates Püresi Partisi " oylarınızı bekliyorum. Teşekkürler.

-Siyasetçi değilim ama bir siyaset partim var. evet.

29 Ağustos 2010 Pazar

beş (5) yıl.

Ya şu büyük bayanların, küçük ve tatlı insanları sevmesi ve o sevgisini acayip derecede mükemmel bir şekilde göstermesi beni suratının ortasına sağlam bir sağ kroşe patlatmaya teşvik ediyor. Geçen geldi birisi, ben de tam o sırada denize girmek için hazırlanıyordum. Sanırım yirmiüç yaşlarında falandı " aa, ne kadar tatlı şeysin sen. beş-altı sene daha büyük olsan, seni kaçırmazdım. " dedi. gayet sakin, rahat ve - her ne kadar hayattan bezdirseler de bu tipler - huzurlu bir şekilde dönüp " şükürler olsun. annem beş sene daha bekleyebilmiş " dedim. Kıs kıs güldü öküz. " yerim seni yaa " dedi. " patates püresi miyim lan ben ?! " dedim. sonra denize koştum. Sonra arkamı döndüğümde, hasretime dayanamayıp kumdan kaleler yaptığını gördüm. İçine girip saçlarını uzatıcaktı sanırım. Beş sene ile kaçırdığım biricik rapunzelim benim <3 çirkin rapunzel <3

- Lan Rapunzel. Sana bloğumda yer ayırdığım için de yemelisin beni.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

biyoloji.

Dün, biyografiye biyoloji dedim. Hâlâ inanamıyorum kendime. Çok komikti ama. Artık, ne söyleseniz inanırım. Doktorlar, tıpta çığır açabilirsiniz, inanırım. Öğretmenler, siz dalganıza bakın, sizden bi' bok olmaz. Öğrenciler, ne garip kişiliklersiniz lan, daha bugünden gelecek planı kuran, ve onun için harıl harıl çalışan tiplersiniz, asıl çığırı siz açarsınız, inanırım. Bilim adamları, size söyleyecek söz yok, söylersem üstümde deney yaparsınız diye korkuyorum. Size tüm kalbimle inanırım. Sen, aslında sen, bana geri dönebilirsin. Yeniden. Buna inanmayı bir süre düşünmeliyim sanırım.

- *sen : kim, bilmiyorum. aslında. şey. bilmiyorum.
- Haşlanmış yumurtadan girip, fabrika atıklarından çıkmak gibi oldu lan.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

hem de doktordan.

Geçen gazete okurken bir ilan gördüm. " Doktordan ikibinsekiz model temiz araba " yazıyordu. Neden illa " doktordan " yazma gereksinimi duymuşlardır ki ? Hani hipokrat yemininde arabamı temiz kullanacağım gibi bir madde mi var acaba? Garip. İleride bir manav dükkanı açıp. " Bu arabayı yeni söktüm getirdim toprağından ağabey " gibisinden bir ilan ile karşınıza çıkarsam şaşırmayın.

kabul etsem mi ki?

Hani bu, bazı programlar olur da, kurulumunda " kabul ediyorum " veya " kabul etmiyorum " gibi saçma sapan yazılar olur ya. Ne gereği var? Gidip Microsoft'dan yüzelli tl bayılıp bir program alıcak, ve senin sorduğun o saçma soruya " kabul etmiyorum " diyecek bir gerizekalı var mıdır acaba? merak ediyorum doğrusu.

10 Ağustos 2010 Salı

yöresel ısınma.

Abi bu ne sıcak ya. Uyuyamadım valla sıcaktan, gecenin bu saatinde bari işe yarayıp sahurda bizimkileri uyandırıyım diye uyandım bak. Açtım televizyonu, sıcakların artması ile küresel ısınma cart curt diyordu, dinlemedim bile. Küreselmiş. Bok küresel! Ne küreseli lan. Düpedüz yöresel ısınma bu. Sadece bizim bu tarafta var sanki. Sanki, içimde iki-üç kendini bilmez hıdırellezi kutluyor.

-Hıdırellez, ne güzel oturdu oraya öyle.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

sınavsistemi.

Abi nedir bu milletin sınav sistemini dışladıkları ya, bu kadar kaka bir sistem olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Dikkat edin kazananların bi' çoğu sınavı gözünde büyütmeyen, sakin kişilerden çıkıyor. Gençlere soruyorlar, başbakan olsaydın ne yapardın? Kpssyi kaldırırdım. Yerine ne koyacaksın? Koymicam. Boş kalsın. Yerine değil şeyine koycam, -burnuna-. Yeter lan. Bu ne lan, adam olucaz diye okuyoruz, pat bir sınav çıkıyor. Daha garip olanları da vardır ki, hani iyi geçen bi' sınavdan çıkıyorsunuz, kendinizden o kadar eminsiniz ki, ama bir şeyi farkında olmadan unutuyoruz, daha vahim olanı, evdeki sınavı. Nasıl geçti oğlum? Manyak geçti baba. Nasıl yani manyak? kötü mü yoksa? gibisinden.
Evdekiler daha bi' acayiptir bence.
Ben başbakan olsaydım eğer, kpss'yi kaldırırdım. Ama yerine öpss'yi koyardım. öpücü psikopat sınav sistemi.

-sınav sistemlerine karşı değilim. hatta, ülkemizdeki kişileri seçici bi' yöntemle hak ettikleri yeri buldurabildiğine inanıyorum. tabii torpil yokken.

6 Ağustos 2010 Cuma

bok.

toplumda bokun neden bu kadar kaka, pis bir şey olarak karşılandığının hâlâ ikilemindeyim. Facebook'a veya Twitter'a veya buraya, hiç farketmez. Şu an bile bunu yazdığım için dışlayanlar, " ıyyy iğrenç pislik " diyenler olabilir. Ama soruyorum size, bunu diyenler hiç mi tuvalete gitmiyor ? hiç mi sıçmıyor abi. çok merak ediyorum ya. Mesela, yeni tanıştığınız bir bayanla buluşmaya gidersiniz. Bayan sizden izin isteyerek, tuvalete gider. O zaman neden hiç şaşırmazsınız ? " Aaa, sen sıçıyor muydun? " falan diye. Boka iğrenç tiksinç diyenler günde üç öğün atıyorlar abi pat pat. O zaman problem yok. Biz söyleyince mi ayıp oluyor? Bilinçlenin artık. Bok iyi bir şeydir. İki gün sıçmayın anlarsınız.

-bokiyibirşeydir. kaka pistir, ama bok öyle değil.

4 Ağustos 2010 Çarşamba

şart.

Neden traş olmayı seven herkes erkek olmak zorunda? Kadınlar da traş olabilir, tanıdığım bi çok bıyıklı kadın var. Ama onların traş yöntemleri çok farklı. Bi' türlü kafam basmıyor, abidik gubidik makineler, ipler, iğneler falan. Alıcaksın eline makası, jileti, vurucaksın dibine dibine. Traş olmayı seviyorum deyince, illa erkek mi olmamız gerekiyor yani? Belki bi' kadın olup, traş olmayı seven erkekleri de seviyorumdur, bu durumda otomatik olarak traş olmayı da severim. Seviciler hep sever, nesquik sever, traş olmayı sever, traş olmayı seven erkekleri sever, traş olmayı seven erkekleri seven kadınları sever. Seven sever, sevmeyen yine sever, fakat burası bizi ilgilendirmez.

-traş <> şart. ne gariptir ki, ikisinin de tersi bir biri oluyor. 770077 gibi. şarttraştraşşart.

~ küçükken 'tıraş' yazmayı bilmiyormuşum sanırım. (2011. 29 Ağustos. Pazartesi.)

Cimriye.

Bugün, yine sabah uyandıktan sonra annemi her zamanki gibi mutfakta kahvaltıyı hazırlarken gördüm. Neden her zaman benden erken uyanıp bunu yapmak zorunda ki? - Annelik duygusu sanırsam, beslemesi gereken iki-üç iti var da - herneyse, babamın artık iki haftada bir nesquick paketi - büyük olanlardan - alması ile iflas eşiğine gelmiş bi eşi olduğu için, her gün o lanet soruyu tekrarlar bana ;
"Kaç kaşık atıyım?" bu soru o kadar garip bir sorudur ki, 36 kere cevaplandırmama rağmen hala cevabı bulunamamış bir kimya sorusu gibi sorulmaktadır her gün. evethergün. Ve nedense her defasında söylediğim nesquick miktarının bi' kaşık eksiğini atmakta, bunun o kadar kolay  farkına varıyorum ki. Bu yüzden onun adını Cimriye koydum.

-gündeüçbüyükbardağaüçbüyükkaşıknesquickiyigider. <üç. Bunu bi de anneme anlatması var.